Risale Haberi

ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama
Bediüzzaman Hazretlerinin Mutlak Vekil ve Varisi Mustafa Sungur Rh. Ağabeyin Gerçek Vakıfları Nur Talebelerini Uyardılar

Bediüzzaman Hazretlerinin Mutlak Vekil ve Varisi Mustafa Sungur Rh. Ağabeyin Gerçek Vakıfları Nur Talebelerini Uyardılar

Tarih 12 Ağustos 2020, 23:45 Editör risalehaber

HASAN SULUCAN HAKKINDA BEDİ DERSANESİNDE KALAN VAKIF KARDEŞLERİN ORTAK AÇIKLAMASI



Selamün aleykum

Hasan Sulucan'ın şahsı ile alakalı şeyler şimdiye kadar ferdi zaaflar hatalar gibi gözükürken;
sinsice kendisini Sungur Abi'nin Varisiymiş!!!
gibi göstermeye çalışması ve en sonunda da
Hüsnü Bayramoğlu Ağabeye perdeli, maskeli bir şekilde muhalefete kalkması ile bu şahsın şerirliği sosyal medyadaki kendi faaliyetleri vasıtasıyla
*fasık-ı mütecahir* derecesiyle tavazzuh ettiği için;
bu meselenin bizzat şahitleri vasıtasıyla, şahiyyetindeki bed hallerin iyice tavazzuh etmesi bu zat için iyice elzem olmuştur.
Çünkü yaptığı şeylerden sıkılmayam utanmayan bilakis övünen bir kişiliği vardır.
Onunla kalmış kişilerin bizzat şahitliğiyle şahsiyetini ortaya koymak gerekiyor.

Şöyle ki:

2005'te
Bedi Dersanesindeki tebeddülattan sonra ihtiyaca binaen Ispartadan vakıflar gelmesi için
İsmail Ersoy'un
Asker Mustafa'ya ısrarlı davetiyle *Abi, yanına en az birkaç Vakfı da alıp gelmen lazım, burada ihtiyaç var* demiş ve
Bayram Ağabeyin Isparta vakıflarına çok defa anlattığı *Hz Üstadımız, Bayram Ağabeye, sen her ne olursa olsun Sungur'dan ayrılma* sözünü de hatırlatıp Isparta Sungur Ağabeyi yanlız bırakmamalı diye Asker Abiye ve diğer vakıflara o günlerde sürekli tahşidat yapmıştır.

Sağolsun bu ilana, davete ilk cevap veren
Asker Mustafa olmuştur.
Yanında bu Hasan ve birkaç kardeşi daha getirmek istemiştir.
Aslında Hasan'ı duyan hiç kimse bunun gelmesine taraftar olmadı.
Çünkü Ispartada da kimseyle kolay kolay geçinmeyen bu kişiyi İzmir'den Tuncay denilen mafya ayaklı,
derin bağlantıları olan,
güya imani bir dönüş yapmış ama her hali ben kabadayıyım, şüpheliyim diye bağıran bir adam göndermiş. Gönderirken de Asker Abiye "sokaklarda büyüdüğü,
anne baba şefkati görmediği,
şefkate muhtaç olduğu,
bazı kötü huyları olsa da zamanla düzelebileceği
vb sözlerle"
teslim edilmiş; *aman emanete iyi sahip çıkın*
diye de sıkı sıkı tembih edilmişti. Asker Abi bu ilk duygu sömürülü anlatıştan etkilenmiş,
adeta bir baba şefkatiyle daima ilgilenmiş;
*zamanla düzelir ümidiyle Hasan Sulucan'ın her türlü kötü haline, kendine bile saygısız, hakarete varan hallerine vs* sabretmişti. Ama bu kişiyle Ispartada neredeyse hiç kimse geçinemiyordu. Sadece kendisine itirazsız tam tabi olduğunu hissettirenlerle geçinebilirdi.

Asker Mustafa Üsküdar'a giderken yanında götürmezse Ispartada kalması imkansızlaşacaktı.
Üstelik 2005'te o günlerdeki durumun hassasiyetinden Bedi dershanesine gelebilecek kimsenin pek azlığı da söz konusuydu. Zira herkes çekiniyordu.
Ortam karışıktı. (Sonraki aylarda elbette Sungur Abinin yanına gelmek isteyen yüzlerce kişi çıkacaktı ama ilk günler çok sıkıntılıydı)
Böyle bir ortamda Hasan'ın ısrarlı gelmek isteyişi ile Asker Mustafa'nın onu getirmek istemesine onun mahiyetini bilen (Ispartadan birçok kişi de buna dikkat edin diye uyarmalarına rağmen) kimse ses çıkaramadı.
Böylece Bedi'ye adeta kapağı attı.

Bu Sulucan Hasan sanki kendisinin Sungur Abinin hizmetinde çok fazla bulunmuş, sanki her şeyine müttali edasında göstermek istiyor. Bir sürü hayali ve de hakikatsiz, yalan şeylerle eklenmiş asılsız hatıraları sosyal medyada atıp savuruyor.
Halbuki Ağabeyin yanında kalan herkes biliyor ki
Sungur abinin şahsi hizmetinde bir ara boşluk oldu,
çok az hizmet etti. Sonrasında Sungur Abi ondan çekindiğini çok defa ifade ettikten sonra hizmetinden uzaklaştırmıştır. Hatta
Sulucan Hasan hizmetindeyken bile *falan kardeşi çağırın abdestimi yardım etsin* tarzında bir çok kez Sungur Abinin onu saf dışı bırakan muamelesi olmuştur.
Böyle durumlarda ise Hasan herifi kıskançlıktan sinir krizleri geçirdiğini ve Sungur abi hakkında
*iyilik bilmez.. Şefkatsiz..*
ve daha ileri burada söyleyemeyeceğim cümlelerle kendini haklı çıkarmak için Ağabeyin arkasından ileri geri konuştuğunu o zaman Bedi'de kalanlar çok defa şahit olmuştur.

Bu Sulucan Hasan, perşembe cumartesi umumî derslerine iştirak ettiğini Allah'ın bir kulu görmemiştir.
Ve diğer derslerden de Sungur Abi, hepimizi
*şu nerde şu nerde* diye tek tek sorduğundan, bahanesi olmadan iştirak etmeyene hesap sorduğundan; bulunmak zorunda olduğunun minimumuna katılır;
onlardan bile bazı bahanelerle kaytardığı çok fazla olurdu.
Namaz derslerinde kendi sırası gelince okur okumaz,
çok zaman yukarı odasına çıkardı. Sungur Ağabeyin
Hz Üstad'tan anlattığı şeylerin yüzden birinde bile bulunmamışken Sungur Ağabey uzmanı(!) kesilmesi, çok acayip,
cay-ı dikkat bir haldir.

Derslerde
aşağıda mutfakta çayla ilgileniyorum edasıyla bazen 5-10 dakika anca oturur, oradaki vakıflara ve safi genç talebelere envai çeşit edada emirler yağdırır ve hemen odasına çıkar.
Çok zamanda odasını içeriden kilitler,
bazen mecburiyetler dışında,
24 saat çıkmamaca kapalıdır.
Odasına girerken çıkarken gizlemeye çalıştığı ve kardeşlerin gözünden kaçmayan kendisinin internetin başından kalkmamaca meşguliyetidir.
Meşgul olduğu internet sitelerden sadece biri canlı sohbetli okey oyunu olduğunu birçok kardeş muttali olmuştur.
Öyle ki canlı tavla ve okey oyununda kızlar karılar bile olduğu onlarla görüştüğüne yazıştığına rastlanılmış;
kardeş sen ne yapıyorsun
Allah aşkına,
bu dershanede böyle yapılır mı,
diye ihtar ikaz edildiyse de o her zamanki agresif tavırlarıyla karşısındaki kardeşlere mukabelede bulunmuştur.
(Tabi her zamanki gibi Asker Abinin zamanla düzelir şeklindeki onun üzerinde,
ŞEFKATİNİ YANLIŞ kullanarak birinci hami olması da, başkalarının müdahalesinin önünde engel olarak etkili olmuştur.
Yeri gelmişken şunu söylemek gerek: Asker Mustafa hakikaten ihlaslı bir kişidir.
Bunda kimsenin şüphesi yok.)
Lakin böyle arıza bir insanı
Hüsnü Ağabeye mukabelede bulunacak kadar ileri giden,
halen düzelir edasıyla sahip çıkmakla böyle birine yanlış şefkatini artık kullanmaması gerekir.
Çünkü o da manen çok mesul olacağı şimdiye kadarki hizmetini bu şeni adam için AKLI VARSA YAKMAK istemeyeceği muhakkaktır.
Hz Üstadımıza, Rahmetli Bayram Ağabeye,
Rahmetli Sungur Ağabeye ve de Hüsnü Ağabeye Asker Mustafanın sadakati varsa,
bu yanlışa ARTIK dur demesi lazımdır.

Sungur Ağabeyin odasında Haberleri izlemek için televizyon vardı. Sungur Abi seyahate çıksa odasını temizleme bahanesiyle odasına girer, Ağabeyin tv'sinden maç, film izler.
Bunu yaparken de kendisine ihtar etmek isteyene de "Sungur abi de izliyor, sana ne..
vs vs" gadaplı eda ile muhatap olur, böyle olunca çoğu kimse ona mukabele edemezdi.
Tabii ki bunlardan Sungur Ağabeyin haberi yoktu.
Birbirimizi Ağabeye şikayet etmekten çok çekindiğimizden bunları aksettiremezdik.

Bir seferinde
Sungur Abinin odasına dinleyici yerleştirdi.
Sorunca Sungur abi seslenirse duyayım diye.
Tabiki bundan Sungur Abinin haberi yoktu.
Aşağıdaki ders salonu olan mescidde
Sungur Abinin hususi misafirleri gelince özel konuşur,
orda bulunan herkesi mescidden çıkarırdı.
Hasan sonra da mescide dinleyici yerleştirdi.
Kardeş bunu niye yapıyorsun,
bu olacak iş mi deyince,
namaza başlarken haberim olsun diye yaptım, dedi.

Halbuki namazı zamanında kılardık. Ve de farza başlayınca katlardakilerin haberi olsun diye zile basılırdı.
Böyle bir şeye hiç mi hiç ihtiyaç yoktu.
Görünüşte masumane bir hal takınırdı.
Ama şimdi anlaşılıyor ki masumane değil. Üstadımızın vekil tayin ettiği Hüsnü Ağabey gibi birinin vazifesini bildiği halde haddini aşarak kafa tutması arkasında bir güç mü var sualini şimdi bizde daha kuvvetlice sormamıza sebep oluyor.

Sungur Abinin zor zamanında yanında oldunuz diye vakıfların üzerine adeta titreyen güzide esnaf abilerimiz sigorta yaptırmak vb. bir sebeple nüfüs cüzdanın fotokopisini bizlerden istemişlerdi. Sulucan kıyameti kopardı, vermedi. Sonra anladık ki Hasan Can diye bilinirken hakikatte nüfusta Hasan SULUCAN imiş;
biz o zaman soyadını saklıyormuş da foyası bu noktadan ortaya çıkacak diye böyle yapıyor herhalde dedik. Ama şimdi aklımıza geliyor ki başka manalar da mı var ki soyismini ve tc kimliğinin bilinmesini istemedi diye düşünmeden edemiyoruz.

İzmir’deki bu herifi gönderen Tuncay, Mafya gibi bir adamdı demiştik. Bu Tuncay İzmir cemaatine çok sıkıntılar çıkarttı; cemaati bölmeye çalıştı.
Eyüp Abilerin oradan bazı kimseleri koparıp, kendi gibi karanlık adamlarla birleştirip bir cemaat oluşturmaya çalıştı. Oluşturmaya çalıştığı cemaate adeta mafya babası edasıyla muhatap oluyor;
onlardan mutlak itaat istiyordu
(Aynı Sulucan Hasan tiyniyeti) Sonra da bu Tuncay’ı şaibeli bir şekilde kendi etrafındaki adamları tarafından namussuz bir hareketi sebebiyle öldürüldüğünü,
uzun müddet cenazesinin arandığını; öldürenlerin itirafı sonrası bedeninin metruk bir yerde gömülü bulunduğunu gazetelerden duyduk.
Hasan’ın Vakıf olmasını ve de Nur'un merkezlerinden biri hükmündeki Ispartaya Vakıf olarak gönderilmesini temin eden İŞTE bu derin adamdı!!!

Bunları düşününce taşlar yerine oturdu. Eğer bu adam, samimi bir Vakıf olsaydı üstadın talebelerine bi saygısızlık etmemesi gerekir. Herkese özellikle de Hz Üstadımızın Talebesine Pervasızca tavır takınması insanın aklına şübheler bırakıyor.

Bedide kaldığı süre içinde 1 kişiye düzgün davransa, cemaaatin yüzlercesine çok kırıcı davranırdı.
O düzgün davrandığı 1 kişi de kendisine sorgu sualsiz hüsn-i zan eden itaat eden kişi olurdu.
Sanki Sungur abinin etrafını dağıtmak için gelmiş biri hissi veriyordu.
Tabii biz o zamanlar bunu *her zamanki gibi yazık İzmir sokaklarında baba şefkati görmeden büyümüş, o yüzden kaba saba davranıyor* diye BİZE YUTTURULAN hüsn-ü zanla bakıyorduk.
Zaten bu gereksiz hüsn-ü zan değil midir ki onca yanlışına rağmen bizleri sabra sevkediyordu.

Çok fanatik olarak Sungur abiyi mutlak vekillik üzerinden savunuyordu. Ağabeye uzak durmuş ve kusur etmişlere haddi aşan kelimeler kullanmaktan çekinmiyordu.
Şimdi ne değişti ki mutlak vekil olan Hüsnü abiye böylece tavır takınıyor,
alttan altta göndermeler yapıyor?

Sungur Ağabeye ısrarla *Sungur Baba* denmesini ister; kendisi gibi her ifrat şeyde takipçileri Kamil ve Halil akılsızları da her meselede olduğu gibi bu mesele de onu taklit ederler.
Kardeşim bizim meslek meşrebimizde böyle bir şey yok desek; avazı çıktıkça bağırarak *benim babam hükmünde var mı diyeceğin, bizim babamız, seni, sizi ne ilgilendirir vs*
bin terane ile konuşurdu.

Sungur Ağabey yaşlılıktan bazen midesinden rahatsız olduğu için ağzından bazı sesler çıkardığı olurdu.
Bu edebsiz ve saz arkadaşları da Güzide Ağabeyin taklit edilecek o kadar hizmeti, Nurlara aşkı gibi yüzlerce güzel hasletleri varken bu sesleri (geğirti) taklit ede ede yürümeleri,
hatta namaz kılarken bu sesleri özellikle çıkarmaları, diğer kardeşleri her daim üzmüştür.

Eline geçirdiği maddi imkanları en lüzumsuz şeylere kullandığı da kimsenin gözünden kaçmazdı.
Normal suntadan sauna yaptı.
O zamanın parası 5000TL bir para harcadı.
İlk kullanmada şişti hepsini çöpe attı. Aşırı masraf yapar; herkes çekindiğinden bir şey diyemezdi. Hasan ve Ekibi Sungur abiye yanlış bilgi vererek,
hatta iftira derecesinde sözlerle kardeşlerin arasını açmaya çalışırdı. Birçok böyle numunesi olmakla birlikte bir tanesi uzun zaman
Sungur Ağabeyin şöförlüğünü yapan, Ağabeye Sadâkatli Cihan kardeşe babadan miras kalan bi para ile araba almıştı. Sungur abiye Sözler Yayınevi'nin parasıyla kendine araba almış diye yalan söyleyerek Sungur abiyle Cihan kardeşi büyük bir sıkıntıya düşürmüştü.
Daha sonra Cihan kardeş Sungur abinin tahkik etmesi ve yüzleşmesiyle izah edilerek mesele anlaşıldığında Sungur abi:
*Bana hasan hiç bir şey(!) söylemedi* diye bizatihi kendisine anlatılan bu yalan hikayeyi söyleneni KİNAYELİ bir şekilde bilerek ihbar etmişti.

Velhasıl
Rahmetli Sungur Ağabeyimiz:
*Hüsnü, Hz Üstadımızın vekilidir; Ben artık bir yere gidip gelemiyorum; bundan sonra Hüsnü benim de vekilimdir*
diye çok defa dediği; bunun en bariz örneğini SON İŞTİRAK ETTİĞİ Elaziz Hulusi Ağabey mevlidinde BİNLERCE kişi önünde söylediği, yanında kalanların çoğu bunu işittiği halde;
Ve: *Biz Hz. Üstadımızın Talebe ve Vekilleri hizmet meslek ve meşrebinde HİÇ ihtilaf etmedik; daima beraber aynı kararları aldık. Zamana göre ihtiyaç olan lahika mektuplarını BERABERCE yazdık* diye defalarca dediğini duyduğumuz halde
bu Hasan SULUCAN ve avaneleri Rahmetli Sungur Ağabeyin hatırasına muhalefetle Hüsnü Ağabeye muhalefet edip,
Hz Üstadımızın meslek ve meşrebine ihanetleri iyice gün yüzüne çıkmıştır.
Allah bu adamın mahiyetini ve onun gibilerin içlerindeki menhusluğu ortaya çıkarsın.
O mekanları bunun gibi şerli adamlardan temizlesin.
Sungur Ağabeyin emaneti olan o mekanları ihlasla hizmet edenlerle doldursun.
Nasıl ki Sungur abi bu adamı özel hizmetinden uzaklaştırdı daha bana hizmet etme dedi,
inşallah
Sungur abinin güzel mekanı olan Bediden Allah uzaklaştırsın. Amin

İsmail Ersoy,
Cihan Çakmak ve
Mehmet Çevik

Bu haber 428 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Reddiyeler

F. GÜLEN VE KARDEŞLERİNİN HELAKI

F. GÜLEN VE KARDEŞLERİNİN HELAKI Yıl 2012… Pennsylvania Canavarı’nın talimatıyla Risale-i Nur sadeleştirilmiş, o eserler tamamen tahrif edilerek Tev...

Bediüzzaman Hazretlerinin Mutlak Vekil ve Varisi Merhum Mustafa Sungur Ağabeyin

Bediüzzaman Hazretlerinin Mutlak Vekil ve Varisi Merhum Mustafa Sungur Ağabeyin Gerçek Vakıfları Nurcuları Uyardı!
Diyanet Dairesi ve Risale-i Nur’un Neşri06 Şubat 2019

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

ANKET

En Son Ne Zaman Risale-i Nur Okudunuz ?







Tüm Anketler

GALERİ

Sitemizdeki tüm yayınları izin almadan yayınlayabilirsiniz
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi